FESTİVALE GELEN GRUPLAR MABBAS RÖPORTAJI RADAR LIVE GÜNLÜĞÜ
<$BlogDCuma, Temmuz 07, 2006 <$BlogI

Söz konusu müzikse eğer herkes kendine ayrı bir pencere açar. Müzik, ne sinema ne tiyatro ne de resim gibidir, 7 sanat içerisinde kulaklarımızı bu kadar meşgul eden ve işitsel anlamda bu kadar önemli olan olan tek sanat dalıdır. Müzik dinlerken birşeyler okuyabiliriz, ders çalışabiliriz, bulaşık yıkayıp yemek bile yapabiliriz. İşte müziğin kitlerler tarafından takip edilip sıradan günlük yaşam içerisinde bu kadar yer almasının sebebi, bütünüyle kulağımıza hitap etmesidir. Bir film veya tiyatro seyrederken, yada resim yapıp dans ederken, başlıbaşına; 'duymak' fiili bu kadar önemli olmaz hiç bir zaman. Ve evet müzik ruhun gıdasır.

NEDENLER

Bundan birkaç sene evveline baktığımızda ne müzik dergileri ve festivalleri bu kadar çok sayıdaydı, ne de günümüz insanının müziğe olan ilgisi bu seviyelerdeydi. İlk önce bunu kabul etmeliyiz ki bir çok açıdan gelinen noktanın önemini anlayalım.

Son yıllarda internetin de yaygınlaşmasıyla yeni bir döneme girmiş bulunuyoruz. Bunun akabinde türk müzik sektörünün daha alternatif işlere yoğunlaşması da kaçınılmaz olmuştur. önceleri arabesk müziğin ağırlığını hissettiğimiz müzik piyasası yavaş yavaş rock müzik tabanlı grupların albümlerini birbiri ardına basmaktadır. Gelinen bu noktanın sebebini ve sonuçlarını, avantajlarını ve dezavantajlarını bu bölümde okuyacaksınız.

Sebeç-sonuç ilişkisini oturtabilmek için ilk önce bir milat belirtmek lazım. Bundan bir kaç sene öncesine kadar ne evlerimizde 24 saat yüksek hızda bağlanabileceğimiz internet vardı, ne de müzikle haşı neşir bu kadar fazla insan. İnternetin yaygınlaşması ve asıl konumuzun merkezine oturan internetten müzik indirme sayesinde birçoğumuz müzik sahnesinin dünyada gelişiminin ve akabinde içine düştüğümüz darboğazın etkilerinin farkına varıyoruz, yada varmaktayız.

Bir de diğer yandan internetin bize sağladığı uçsuz bucaksız okyanusun yanında sistemin bize sunduğu daha 'çok tüket' ve insan doğasının kökeninde bulunan 'merak et ve öğren ' dürtülerini de bu yelpazeye katarsak geldiğimiz noktanın sebebini daha iyi anlayabiliriz. Şunu baştan belirtmekte fayda var ki tartıştığımız konuyu genele yayıp, bir çok bakımdan doğruluğunu kavrayalım. İnternet ve sayesinde tüm download programlarını hemen hemen çoğumuz kullanıyoruz. Müzikle bilinçli bir şekilde ilgilenen kesimin büyük çoğunluğunun çok yüksek meblağlarda para kazanmadığı gerçeğiyle hareketle ve alım gücünün de düşüklüğüyle, özellikle yurtdışı etiketli albümleri almak, müziği takip etmek isteyen bizler tarafından kabul edin ki hayli zor.

Konunun 'dinleyici' ekseninden bahsettikten sonra 'medya' eksenine taşıyalım. Müzik üzerine yoğunlaşmış pek çok dergi ve internet sitesi bulunmakta, sayıları da giderek artmakta. Bu medya kanalları sayesinde müziği takip etmek oldukça kolaylaşmış bulunuyor. Yeni çıkan gruplar, konser haberleri, albüm kritikleri gibi yazıları bu sayede okuyabiliyoruz. Daha da yetmediyse kendi keşfimize çıkıyoruz ve plak şirketlerinin internet sitelerini sık sık ziyaret edip, e-posta listelerine üye oluyoruz ki daha su yüzüne çıkmamış, popüler olmamış şeyleri biz bulalım, keşfedelim.

Üçgenin; medya, müzik dinleyicisi kenarlarından sonra bir de 'müziği icra edenler' açısından bakalım duruma ki üçgen tamamlansın. Burada da müziğin artık kolay yapılabiliyor olması nedenlerden biri gibi gözükmekte. Eskiden bir albüm yapmak için en azından bir stüdyoya ihtiyaç duyulurken, son yıllarda, bilgisayarla müzik yapmak için programlanmış yazılımlar sayesinde müzik yapmak için dışarı çıkmaya gerek bile görülmüyor, herkesin odası kendi stüdyosu oluyor. Yapılan müzik türlerinin çoğunu elektronik müzik oluştursa da hemen hemen her tür müzik artık bilgisayar başında yapılabilmekte. Yaptıkları müziği bloglarına koyup, sonrasında 'debutu ilk bir haftada en çok satılan albüm' olan Arctic Monkeys, evlerine kapandıktan sonra çanak çömlek bile kullanıp kayıt yapan kız kardeşler Cocorosie, yine evlerinde bilgisayar başında yaptıkları albümleri postayla plak şirketlerine yollayıp albüm çıkaran Djler bu konuda verilebilecek örnekler arasında. Majör plak firmalarının öncelikli olarak elde edebilecekleri kar oranına bakıp hareket etmeleri sebebiyle, yaptıkları albümleri kendi basma yetisine sahip müzisyenler ise kendi şirketlerini kurmaktalar. Yanlarına, büyük şirketlerle yaşanılan bu mantalite sorununa tavır alanları da almalarıyla; 'indie' adı verilen bağımsız şirketleri müzik piyasasına albüm pompalamaya devam etmekteler.(sonrasında da indie kelimesi bu oluşumun devamında müzik tarzı olarak adını almıştı ). Geçmişe baktığımızda müzik icra edenlerin best of albüm yayınlama seviyesine ulaşmaları için en azından beş-altı albüm çıkartmış olma zorunluluğunu kendilerinde görmektelerdi fakat son zamanlarda bu best of'lar öyle bir hal aldı ki, özellikle bir anda parlamış gruplar, iki albüm yapsalar bile kendilerinde bir best of yayınlama ihtiyacı hissetmekteler. Bunda tabiki plak şirketlerinin de bu grupları 'yolunacak kaz' şekilnde görüp, daha anlaşmalarının başında sözleşmelerine 'şu kadar sayıda albüm çıakrtacaksınız' maddesini koymalarının, ardı ardına en iyiler veya konser kayıtları basmalarının da etkisi epey fazla.

Müzik türleri arasındaki keskin sınırların artık ortadan kalkmış bulunuyor. Birbiri içine girmiş müzik tarzları yeni türler ortaya çıkarıyor ve bunlar da müzik dinleyicisine yeni seçenekler
sunuyor. Bunlara ek olarak müzisyenlerin de sadece tek kulvarda kalmak yerine yeni yeni projelerde boy göstermesi (misal Broken Social Scene - The Reindeer Section), bir grubu oluşturan müzisyenlerin ayrı ayrı solo kariyerlerine de başlaması müzik ortamını tam bir curcunaya çevirmiş bulunuyor. Belki çok klasik olacak ama 60'ların 70'lerin ve 80'lerin müziği de sık sık önümüze sunulmakta. "Yapılabilecek her şey yapıldı" gibi absürd birşey söylemek tabiki de yanlış olur fakat özellikle son sönem çıkan, The Strokes'un startını verdiği ve 'yeni yetme' diye tabir edilen grupların yaptıkları müzik bir çok kesim tarafından 'eski'nin vuku buluşu şeklinde görülüyor. Müziği kendince domine eden İngiliz müzik basının da 'yeni bir grup çıksa da onları meşhur ederken biz de dergimizi sattırsak' anlayışı sonu gelmez bir döneme soktu müzik piyasasını.

Kimse bize yeniyi hatta ondan daha yeniyi dinleme baskısı yapmıyor. Sonuçta bütün olay biz dinleyicilerde son buluyor. Gündemi takip etme zorunluluğunu, merak edip sahip olma ihtiyacını, diğer sebepler sadece körüklüyor o kadar. Kendimizi bu dış çevreden soyutlayıp sadece eski müzikleri de dinleyebilme özgürlüğüne pek tabiki sahibiz.

NEYİ ARIYORUZ VE ONU BULABİLECEK MİYİZ?

Bu noktada artık şuna değinmek gerek. Aradığımız şey ne? Sadece bize sunulan bu sonsuz müzik okyanusunun mümkün olduğunca bir çok yerinde yüzmek mi, keşfedilmemiş denizleri bulmak mı? Ya da amacımız sadece eğlenebileceğimiz, zevk alabileceğimiz müzikler mi dinlemek. Şurası kesin ki hiç bir zaman müzik tüketimimizin hızı onların üretilme hızına yetişemeyecek. Şu an dünyanın bir çok yerinde birileri mutlaka müzik yapıyor. Yeni birşeyler ise amacımız bunu pek tabiki başarabiliriz. Plak şirketlerinin yeni çıkanları listelerinde gezinerek, arkadaş arası sohbetlerde duyduğumuz albümlere, ya da rasgele ulaştığımız yeni grupların albümlerine; müzik indirme programlarımızın 'search' butonuna tıklayarak kolayca ulaşabiliriz. Peki ya sonrası? Bunun; hayal ettiğimiz, dinleyince zevk alabileceğimiz bir albüm olma olasılığı, bunları dinlerken harcadığımız zamanı ve verdiğimiz emeği(müzik dinlemek emek ister) ne kadar karşılar, yoksa her albümü sadece bir kere dinleyip bir daha dinlenmeyecek şekilde sabit diskimizin bir köşesine mi atmalıyız? Kalitenin zamanla anlaşıldığı gerçeği bu tavrımıza ters düşmez mi? İleride tekrar vuku bulacaksa eğer; ‘the next big thing’ diye adı artık öbekleşen sonraki büyük şeyi bulmamız zor görünüyor.

'Son zamanlarda çok fazla 'tek hit şarkılık' albüm yayınlanmakta, bu nedenle müzik piyasası kalıcı müzisyenler çıkartmakta zorlanıyor.' Bu sözler EMI müziğin patronu Alain Levy'nin müzik piyasasının son yıllardaki durumunu açıklayan yorumu. Mtv' nin yardımcı başkanı Tom Calderone ise bu konuda; 'bir grubun, albümlerle ve canlı performaslarla yavaş yavaş yükselme devri artık bitti' diyor. Rolling Stones dergisinin, sitesinde yaptığı anketin sonuçlarına göre, özellikle 2000 yılından sonra yapılan albümlerin eskileri kadar iyi olmadığı sonucuna ulaşılıyor. Bu veriyi yorumlarsak eğer, ortalıkta bu kadar çok albüm varken boğulmakta olan dinleyicinin bu düşüncede olması da gayet normal.

SONUÇ

Özetle şunu bir kez daha belirtmekte fayda var. Müzik endüstrisi, internetin ve teknolojik gelişmelerin etkisiyle giderek büyüyor ve sonrasında da bölünerek çoğalıyor. Şu anda eskiye nazaran müzik dinleyenler için çok fazla seçenek var. İleride de bu seçeneklerin sayısı giderek artacak. Peki bunun neresi kötü? Bu durum, tonlarca yiyecekle donatılmış bir masaya oturtulup, 'hadi bakalım yiyebileceğin kadarını ye' gibi birşeye benziyor. Tamam önümüzde az sayıda da olsa güzel olan ve hiç denemediğimiz yemekler var, ama birbirinin benzeri bir çok sıradan ve kötü yemek de var. Hepsini yemeye çalışıp acı çekmek oldukça saçma. Kendi kendimize uyguladığımız bu ‘daha çok dinle’ baskısından ve müziğin içinde bulunduğu kısır döngüden biraz kurtulmalıyız.

Ünlü trompetçi Louis Armstrong' un deyişiyle: 'dünyada iki tür müzik vardır: iyi muzik ve kotu muzik. Ben birincisi ile ilgilenirim'. Etramızıda bize sunulan bir çok öneriye bir süre kulak tıkayarak, iyi müziği bulma, dinleme ve ondan zevk alma yolunda hepimize başarılar.

Esen kalın.
Pedro.
"NO MORE MUSIC"© 2006 Alternation By Pedro" All Rights Reserved

Comments: Yorum GönderogI

Links to this post:

This page is powered by Blogger. Isn't yours?