FESTİVALE GELEN GRUPLAR MABBAS RÖPORTAJI RADAR LIVE GÜNLÜĞÜ
<$BlogDÇarşamba, Temmuz 11, 2007 <$BlogI




İçimizde büyük bir heyecan vardı Solar Beach’ e yaklaştıkça; tüm hazırlıklarımızı yapmış biran önce çadırımızı kurup, festival alanının o kendine has ortamına girmek istiyorduk. Kilyos halkı, festivalin yapılacağını haber almış olmalı ki, daha ilk geceden yiyecek stoklarını arttırmıştı. Ardından Radar Live festivali yazan kapıdan içeri girdik ve çadırımız için uygun yeri bulduktan sonra ustalaştığımız kampçılık yöntemiyle çadırları ard arda kurduk ve içini dört gün geçireceğimiz evimiz gibi düzenledik.

İlk gece keşif bölümü diye yazmıştım festivalden önce dosya bölümünde. Festival alanı ziyaretçilerini beklerken, görevliler de son hazırlıklarını yapmaktaydılar. Zaman zaman hoş olmayan şeylerle karşılaştıksa da , bir sonraki günü cıvıl cıvıl olacak solar beach’ te gezinmemize devam ettik. Zaman sorunu yüzünden ilk konser Mor Ve Ötesi’ ni kaçırmıştık, konserin ardından ise sahil tarafında bulunan minderlerde eski festivalleri hatırlayarak unutulmayacak üç gün için zihin antrenmanı yaptık.

30 Haziran Cumartesi, yine güneşin doğuşuyla birlikte çadırlardan dışarı attık kendimizi. Kilyos’ un o ılık havasında kahvaltı yapmak için yola koyulduk ve akabinde tekrar festival alanına gelip denize merhaba dedik. Sponsorlar gerçekten iyi iş çıkarmıştı bu sene. Levis, Beko, daha da önemlisi World Card sayesinde festival insanları öncelikle mindersiz kalmadı. Karadeniz’ in dalgalı denizinde yüzmekten ziyade dalgalarla boğuştu festival insanları üç gün süresince.

Konserlerin açılışını Fuat’ la yaptık, sevimli rapçi Fuat, sırtında sırt çantasıyla batı Berlin’ in geri geldiğini hemen hemen her şarkıda zikretti. Ardından Replikas yine o doyumsuz müziğiyle karşıladı festivalcileri, ki bu arada insanlar yavaş yavaş deniz havasından sıyrılıp bir müzik festivalinde oldukları gerçeğiyle yüzleşmeye başlamışlardı. İlk günün yabancı gruplar açısından açılışını ise Beirut yaptı. Sahneye epey kalabalık çıkan ve güneşe aldırmadan kalabalığı selamlayan Zach Condon ve arkadaşları gayet ilginç bir performans sergiledi. Amerikan filmlerinde lise bando takımında çalan arkadaşlarıyla kimi zaman neşeli kimi zaman ise hüzünlü şarkılar seslendirdiler. Kapanışı ise “Çiki Çiki Baba” ile yaptılar. İkinci sahnede ise Easy Star All Stars; Pink Floyd ve Radiohead şarkıları seslendirmeye başlamışlardı. Artık bizden biri olan Nouvelle Vague dinlemek istemeyen festivalciler soluğu, bol rüzgarlı ve şahsım tarafından pek beğenilmeyen ikinci sahnede Easy Star All Stars’ ta aldılar. Easy Stars All Stars’ ın ardından heyecanla beklediğimiz isimler ilk sahnede olduğundan o gün bir daha dönmemek üzere ikinci sahneyi ardımızda bıraktık, ve tabi ki dinlemek istediğimiz ve Jamie Lidell ve Booka Shade’ i de.

Artık akşam saatleri yaklaşmakta, güneş solar beach’ in masmavi gökyüzünde batışa doğru gelmekteydi. Önceden röportaj için sözleştiğimiz The Magic Numbers vardı sırada ve sahnenin önündeki kalabalık hiç de tatmin edici değildi. Zamanla kalabalıklaşır diye umsak da festival izleyicisi The Magic Numbers’ ın süper müziğini bilmeyecek olacak ki onlara pek itibar etmedi. Ardından The Magic Numbers sahnede belirdi, Romeo, kardeşi Michelle, Sean, ve kardeşi Angela. Pek bir sempatik tavırları vardı grubun. Biz de en önde dans etmek üzre yerlerimizi almıştık. Grup, açılışı ikinci albüm Those The Brokes’ tan “Take A Chance” ile yaptı ve ilerleyen dakikaların ne kadar da eğlenceli olacağını belli etti. Konserin ilerleyen vakitlerinde kim bu eğlenceli grup diye sahne önüne koşanlar olsa da, iki sene önce Glastonbury’ de muazzam bir kalabalığa çalan bir grup için ciddi bir hayal kırıklığıydı seyircinin tepkisi. Bir yandan dans ederken bir yandan da konser sonrası yapacağımız röportaj için sahneye pür dikkat odaklanmıştık. “I See You, You See Me” geldi ardından, tüm solar beach i biran hüzne boğarak. Konserin zirvesi ise şüphesiz bizi kendimizden geçiren “Forever Lost” ile gerçekleşti. Ardından yine ilk albümden “Love’s A Game”, “Mornings Eleven”; ikinci albümden “This Is A Song” ve daha bir çok güzel şarkıyla birlikte Angela’ nın utangaç halleri, Romeo’ nun ise sempatik tavırlarıyla radar sahnesine veda ettiler. Bu arada uzun süre çalmaları için dua ettiğim “Hymn For Her” ü ise maalesef çalmadılar ve içimde buruk bir sevinç ile kala kaldım.

Biz Ezgiyle sahne arkasına The Magic Numbers röportajı yapmak için gitmeden önce en azından bir şarkı bile olsa The Rapture dinlemek isterken, The Rapture bize inat tam biz kalabalıktan ayrıldığımızda sahneye teşrif etti.

Sahne arkası çok garip bir yer. Lost’ ta The Others adası gibi. Bir tarafta tur tırları, diğer tarafta Mtv’ nin röportaj alanı bulunmakta idi. Biz The Magic Numbers’ ı beklerken arkamızdan siyah yeleğiyle ve korkutucu bakışlarıyla Tim Booth geçmekte, aynı anda The Rapture’ ın disco ritimli şarkıları, kalabalığın koro halinde eşlik etmesiyle bize kadar gelmekte.

Röportajın ardından günün en ağır ismi James’ i beklemeye koyuluyoruz sahne önündeki kapsül bölgede. 90’ lı yıllara damgasını vurmuş en önemli gruplardan birini az sonra canlı canlı dinlemenin heyecanı içimizde artarken sahne önündeki kalabalığı yine tatmin edici bulmuyorum. Bunda insanların James’ in ne kadar mühim bir grup olduğunu bilmemesinin yanı sıra diğer sahnede elektronik müzik camiasının önde gelen ismi Jamie Lidell’ in olduğunu da düşünüyorum.

Ve Tim Booth ve arkadaşları sahnedeki yerini büyük bir alkış eşliğinde alıyor. Tim Booth’ un yüzündeki korkutucu bakışlar; geçen yılların ondan çok şey alıp götürdüğü düşüncesi yaratıyor bende. Konserin başları gayet yavaş şarkılarla ve kalabalık tarafından da pek bilinmeyen şarkılarla başlıyor. Her ne kadar araya “Say Something” sıkıştırmış olsa da insanlar hem günün son konseri olması dolayısıyla yorgunluktan, hem de sevdiği şarkıları duyamamaktan karamsar bir havaya bürünüyor. İlk yarım saat bu şekilde geçtikten sonra şov başlıyor. Ardı ardına popüler James şarkıları eşliğinde festival insanları kendinden geçiyor. “Come Home” la dans ederken bir yandan da fotoğraf çekiyoruz. Ardından şahsi olarak en favori James şarkılarımdan “Ring The Bells” geliyor. Başlardan beri en sevilen James şarkısı olan “Laid” tezahüratları sürerken, Tim Booth onu biraz daha erteliyor ve onun yerine “Sit Down” ı söylemeye başlıyor. Sahne önünde kalabalığa doğru uzanmış bir şekilde “Sit Down Next To Me” diyor Tim Booth, sahne önündeki müzikseverler ise bir yandan ona uzanmaya çalışırken bir yandan da şarkıya eşlik ediyor. “Getting Away With It” ile konser iyiden iyiye çığrından çıkarken, kalabalıkta “Laid” i halen dinleyememenin endişesi beliriyor. İki sene önce The Cure’ u izleyip de “Love Song” u dinleyememeyi yaşamış insanlarda ise bu endişe korkutucu boyutlara ulaşıyor. James sonrasında coşmuş kalabalığı “One Of The Three” ile sakinleştirmeye çalışırken, ardından 93 tarihli efsanevi Laid albümünden “Sometimes” ı çalıyor. Kalabalıktan benim de dahil olduğum müzikseverlerden bazıları “Senorita” ve “Lose Control” diye bağırırken, arkadan “Laid” in girişindeki muazzam akustik gitar tonu yükseliyor. Herkes ne yapacağını bilememenin şaşkınlığıyla şarkıya hep bir ağızdan eşlik ediyor. Günün en muhteşem anını yaşıyor müzik severler.

James konserinin verdiği yorgunlukla herkes kendini Glow In The Lounge’ un minderlerine bırakıyor. Festival boyunca hoşumuza giden bir diğer şey ise “Glow In The Dark” olayıydı. Sigara satışının yapıldığı standlar, bol minderli glow in the lounge bölümü ve vip için ayrılmış glow in radar bölümü ve her şeyden önemlisi herkesi görevli sanmamızı sağlayan Radar’ ın programının olduğu turuncun boyunluklar. Kendilerine teşekkürlerimizi sunuyoruz.

İlk günün yorgunluğunu çadırlarımıza varıp uyuyarak atıyoruz. 1 Temmuz Pazar gününün programı ise burnumuzda tütüyor.

Pazar günü de kahvaltı için soluğu Kilyos’ un ılık havasında alıyoruz. Bir yandan serinlerken diğer yandan gazetemizi okuyarak Radar’ dan haber var mı diye bakıyoruz. Festival alanına döndüğümde ise güneşin yakıcı atmosferi bizi hemen gölge bir yer bulmaya itiyor. Denizde voleybol sahası kurulurken, diğer yandan bilimum sponsor firmalar müzikseverlere festival hatırası babında eşantiyonlar vermekte.

İkinci gün sahneler arası mekik dokuyacağımız gün olarak beliriyor. İlk hedefimiz halen neden bu kadar erken saatte sahne aldıklarını anlayamadığım Piano Magic’ li ilk sahne. Şahsım adına festivalin müzikal olarak en doyurucu saatlerini yaşıyorum. Sahneye en başta beş erkek çıktıklarını görünce şaşırsam da ardından adını bilmediğim, grubun bayan üyesi teşrif ediyor siyah elbisesiyle sahneye. Piano Magic son albüm Part Monster’ a kadar daha ambient, daha deneysel işler yapmış olsa da Part Monster’ da gitarlarlarını epey bağırtmıştı. Konserin Part Monster ağırlıklı geçeceğini düşünüyorduk ki öyle de oldu. Fakat en azından daha bilindik “No Closure” ve “Snowfall Soon” u çalarlar diye düşünmekteydim ama yanıldım. Son albümden “Great Escapes”, “The Last Enginer” ve “Incurable” ile sahnenin önünde bulunan bir avuç insana süper bir ziyafet sunmaya başladılar. Gitarlardaki muazzamlığı duyan herkes sahneye doğru koşturmaya başlasa da, denizde dalga seslerini dinlemeyi tercih edenler de vardı. Efsanevi “Dissaffected” albümünün baş tacı “Love & Music”i ise; “All I need is; (sahnenin sağ tarafını göstererek) Love ve (sol tarafı göstererek) Music diyerek sunan Glen Matlock ve ekibi, konserin başından beri çalmaları için kıvrandığım “Saints Preserve Us” a başladığı anda radar sahnesi yerinden oynadı.

Tekdüze Türk grupları içerisinde kendine ayrı bir pencere açan ve yaptığı işi de layığıyla yapan bir grup vardı sırada; Gevende. Balkan folk ezgilerinin hissedildiği konser için ikinci sahnenin yolunu tutmuştuk. Geldiğimizde sahne Piano Magic’ tekinden daha kalabalıktı ve Gevende, Gevendece şarkı sözleriyle kalabalığı mest etmekteydi. Plan B’ yi dinlemek isteyen şahsım, Gevende’ yi yarıda bırakamamıştı ve hemen akabindeki Peter Bjorn and John konserini de uzun zamandır beklediği için, ikinci sahneden ayrılamadı.

Peter Bjorn And John, ikinci sahnede yer alan en iyi gruplardan biriydi. Yeni yayınladıkları Writers’ Block albümü ağırlıklı bir performans sergilediler. Grubun esas adamı Peter, farklı ses rengiyle şarkıları söylerken, gitarist Bjorn cool tavırlarıyla sahneyi doldurmaktaydı. Davulcu John ise kırmızı güneş gözlükleri ve bence güneşin altında çalmaktan sıkılmış haliyle Miller sahnesinde güzel bir şov sergilediler. Writers’ Block’ tan “Amsterdam”, “Lets Call It Off” ile ortamı yumuşatan grup, “Objects of My Affection” ile müzikseverleri hareketlendirdi. Ardından “Up Against The Wall” ve daha birçok şarkı seslendirdiler. Victoria Bergsman’ ın İngiltere’ de albüm çalışmasında olduğunu söyleyip, NME’ in geçtiğimiz senenin en iyi şarkısı seçtiği “Young Folks” u seyirciyle birlikte hep bir ağızdan söylediler ve ıslık sesi tüm Solar Beach’ e yayıldı. Grubun performansındaki en dikkat edici ve şaşırtıcı şey ise, genel olarak albümlerinde yumuşak ve duygu yüklü şarkıları, konserde oldukça hareketli söylemeleriydi. Eğer bu grubun albümü daha önceden dinlemeden orada olsaydım ve bir rock star havasında, sahnedeki asi ve hareketli hallerini görseydim onların bir punk grubu veya emprovize bir gitar grubu olduğunu düşünürdüm. Sıcak havaya rağmen festival seyircisini hareketlendirmek için oldukça uğraşan, sahne önünde bir oraya bir buraya zıplayan Peter’ a rağmen, kalabalık yine her zamanki gibi sus pus yerinde dikilerek konsere eşlik etti.

Peter Bjorn And John’ un ardından, tekrar ilk sahnenin yolunu tutan bizler, The Rakes’ in sonuna yetişmek için hızlı adımlarla hareket etmekteydik. İki albüm çıkarmasına rağmen dikiş tutturmayan The Rakes’ i en azından sahnesi açısından merak etmekteydik ve bizi sahnenin arkasındaki büyük The Rakes yazısıyla karşıladı grup. Normal hayatlarında gayet entelektüel insanlardan oluşan grubun gitaristi ise, entelektüalitenin ölçüsünü belli edercesine bir üniversite doçenti görünümündeydi. Solist Alan Donohoe, ilginç hareketleriyle seyircinin dikkatini çekmeye çalışmakta, sahne önü ise Peter Bjorn And John konserinden gelenlerle dolmaktaydı. The Rakes oldukça tatmin edici bir performansla, her iki albümden de parçalar çalarak festival izleyicisini gecenin havasına sokmayı başarmıştı.

Daha önce ülkemizde izlediğimiz bir isim Juliette And The Licks’ in seveni çoktu Radar’ da. Fakat konserin başlamasına uzun bir zaman vardı ve bunun için en iyi alternatif ikinci sahnede performansına başlayacak olan Joan As Police Women’ dı. Yarım kilometrelik yolun ardından sahne önüne vardığımızda, seyirciden yükselen homurdanmalar dikkatimizi çekti. Konsere başlamayı bir türlü istemeye ve bir şeylerden sürekli rahatsızlık duyan solist, en sonunda bir avuç kalabalığa karşı söylemeye başladı şarkılarını ve Radar sahnesini piyan eşliğinde pop şarkılarıyla yumuşattı. Eğer şansı yaver giderse ileride bir Tori Amos olabilir yorumumu yaptıktan sonra, sahneyi kırmaya çalıştığı haberini aldım Juliette Lewis’ in ve tekrar ilk sahneye doğru harekete geçtik.

Gittiğimizde konser ortalarına varmıştı ve Juliette, Four On The Floor albümü ağırlıklı şarkılarını çığırtkan sesiyle söylemekteydi. “Hot Kiss” ile sahne önündeki kalabalığı çılgına çeviren Juliette, ardından “Sticky Honey” i seslendirdi ve Cocorosie’ ye gitmeye hazırlanan kalabalığı fena halde coşturdu. Cocorosie için ikinci sahnenin tekrar yolunu tutan kitle, gittiğinde konserin başlamasını umuyordu fakat fena halde yanıldılar. Zira “kokoş kardeşler” konsere bir türlü başlamıyordu. Tamam, başından beri ikinci sahnede bir çok ses sorunu vardı fakat kokoş kardeşler bunu iyice abartıp tüm programı yaklaşık 40 dakika kaydırdılar. Normalde albümlerinde çanak çömlek müziği yapan kardeşler, konserde yanlarına kendilerinden daha eğlenceli insanları alarak dinleyicileri en azından sıkmadılar. Konser sırasında ortamda bulunan yoğun “duman” dan da isteyen kardeşler, Css üzerine Groove Armada’ yı, hatta öncesinde Kelis’ i dinlemek isteyen kitleyi fena halde bozguna uğratarak sahneyi terk etti.

İlk sahnede Kelis’ i kaçıran bizler; Css’ i beklemeye koyulduk ve Css de kokoş kardeşleri aratmadan sahneye geç çıkma kararı aldı. Konser öncesi tüm sahneyi balonlarla süsleyen Brezilyalı grup, ilk ve tek albümleri Cansei De Ser Sexy’ den birbirinden eğlenceli şarkılar söyleyerek festivalcileri epey yordu. Hele ki popüler şarkıları “Let's Make Love and Listen to Death From Above” ve “Art Bitch” de ortam iyiden iyiye hareketlendi ve Groove Armada öncesi bizleri iyice forma soktu.

Kokoş kardeşlerin kalıntıları hala bizlerleydi ve Css üzeri Groove Armada’ ya sadece yarım saat zaman kalmıştı. Sahne önüne vardığımızda Sound Boy Rock albümünden şarkıları seslendiren Groove Armada, kitlenin dans ettirmekten pestilini çıkardı ve elektronik müziğin en iyilerinden biri olduklarını kanıtladılar.

Groove Armada sonrası herkesin pili bitmişti fakat Radar sahnesi dansa doymuyordu. Hala enerjisi kalanlar ikinci sahneye; Ellen Allien ve Apparat’ ın dj setini dinlemeye gitti ve sabahın ilk saatlerine kadar da ardı ardına dj lerle eğlence devam etti.

İlk günün daha indie rock, ikinci günün ise daha dans geçtiği Radar festivalinde artık sert güne gelinmişti. Pazartesi günü gündüz vakti, çalışan insanların işlerine gitmesinden dolayı gündüz bölümü gayet sessizdi. Adeta günün akşamı yaşanacak olan fırtına öncesi sessizlik vardı solar beach’ te. İlk iki gün minder ve şemsiye bulmayan insanlar bol bol gölge bulmuştu bu sefer. Gün boyu siyah tişört giyen insanların sayısı katlanarak artmaya başlamıştı ve günün açışını punk gruplarımızdan Rashit yaptı. Rashit’ in ardından sahneyi şahsımın merakla beklediği Brakes aldı. Beatific Visions ve Give Blood albümünden farklı türlerde- ki bunlara country, punk türleri de dahil- şarkılar seslendiren Brakes, ilk sahnede performansını gösterirken, diğer sahnede 110 vardı. Gecenin sonunda Marilyn Manson konseri olması dolayısıyla ilk sahnenin önündeki kapsül festivalcilere kapatılmıştı ve kapsülün hemen ardında da siyah tişörtleriyle ve botlarıyla beliren kitle mevcuttu.

Brakes’ in ardından ise, ilk kez görmelerine rağmen bu kitleyi fazlasıyla tatmin eden The Horrors sahne aldı. Geçen sene hiçbir single ları olmadan ve konser bile vermeden NME’ nin kapağına taşıdığı grup The Horrors, NME’ nin genel yayın yönetmeninin de dediği gibi hem görünüş olarak hem de müzikal olarak berbattılar. Fakat gel gör ki, özellikle solistlerinin sahne şovu görülmeye değerdi. Sahnede ne var ne yok eline alan ve bunları bir yaşındaki bir bebek gibi yakından inceleyen solist Faris Badwan, bir ara sahneden inip kamera kulesine çıktı ve ilginç hareketlerle etrafı şenlendirdi. Ardından ise kalabalığın ellerinde tekrar sahneye çıktı ki herkes ne içtiyse aynısından istemekteydi. İlk ve tek albümleri Strange House’ dan parçalar çalan The Horrors, kitleyi fena halde kendine getirdi.

Etrafta onlarca çakma Marilyn Manson ve onlarla fotoğraf çektiren Manson fanları gezmekte iken, The Long Blondes’ un Manson öncesi çok talihsiz bir duruma sokulduğunu anladık. Sahne önündeki kitle The Long Blondes’ dan bihaberdi ve sahneye Manson’ ın çıkması için The Long Blondes’ u proteste etme gafletine düşebilirlerdi. Fakat her ne kadar korkulan olmasa da, siyah kitle The Long Blondes sahnedeyken hareketsiz durarak garip bir tutum sergiledi. Geçtiğimiz yıl İngiltere’ de en iyi çıkışlardan birini yapan güzel hanımlar topluluğu The Long Blondes, ilk ve tek albümleri Someone To Drive You Home’ dan eğlenceli pop şarkılarıyla, Manson fanları arasına karışmış olan bizleri eğlendirmeyi başardı. Özellikle solist Kate’ in güzelliğiyle mest olan indie festival seyircisi Radar’ a noktayı bu konserle koydu.

Siyah kitlenin heyecanla beklediği isim Marilyn Manson’ ı seyretmeden festivalden ayrılmak olmazdı ve bizler de öyle yaptık. Sahne önünde 6000 kişiyi bulan kalabalığın cep telefonu ışıklarıyla harikulade bir görüntü oluşturması ve hemen ardından beliren Manson, “Sweet Dreams” ve Tainted Love” coverları da dahil bir çok şarkıyı seslendirdi ve fanlarına unutulmaz bir gece yaşattı.

Artık yola koyulma vakti gelmişti ve üç gün süren yorucu, yorucu olduğu kadar da eğlenceli Radar Live festivali artık bitmişti. Arkamızda bir çok anıyla birlikte, hem denizin, kumun ve güneşin zevkini hem de izlediğimiz onlarca önemli müzisyeni dinlemenin zevkiyle solar beach’ ten ayrıldık. Umarız önümüzdeki sene daha büyük bir katılımla, daha büyük sahnelerle ve festival alanıyla ve daha önemli ve sayıca çok müzisyenlerle Radar Live bizlere yine unutulmaz bir hafta sonu yaşatır.

Esen kalın.
Pedro
"RADAR LIVE GÜNLÜĞÜ"© 2007 'Alternation' All Rights Reserved
Comments: Yorum GönderogI

Links to this post:

This page is powered by Blogger. Isn't yours?